Hiçliğe Övgü

nihil-chaos

Evrende önemsizliğinizi görmenize dair klasik şeyler söylemeyeceğim, bana bu yıldıztozu, evrendeki küçüklük retoriği hep pratik olanı gözden kaçırıyormuş gibi geliyor. Bunun en büyük nedeni ise her birimizin kendi tikel deneyimlerimizle, kendi biricik bakış açımızla bu küçük mavi gezegende yaşıyor olmamız. Evrende hiç önemli olmayabiliriz, büyük ihtimalle değiliz, bu gezegen de değil, yok oluşu büyük çapta hiçbir şeyi etkilemeyecektir. Lâkin kendi küçük evrenimizde bu yaşadığımız, anlam verdiğimiz, anlam alanları yarattığımız kısacası mühendisi, mimarı ve işçisi olduğumuz bu hayatta kendi önemsizliğimizi bize hatırlatmaya çalışan bu klasik naturalist açıklamalar ne de önemsiz öyle değil mi? Okumaya devam et “Hiçliğe Övgü”

Hiçliğe Varoluşsal Bir Yaklaşım #2

20. yüzyılın en etkili felsefe akımlarından biri olan varoluşçuluk, varoluşun özden önce geldiğini belirterek bireyin kendi seçimleriyle kendini inşa ettiğini savunur. İnsan nasıl kendi seçimleriyle kendini var edebiliyorsa aynı şekilde kendi seçimleriyle kendini yok etme, kendini hiçleştirme durumuna da düşebilmektedir. Varoluşçuluk, kuşkusuz insanın varoluşuna dair sorgulamalar getirdiğinde, insanın varoluşunu anlamlandırmaya çalıştığında varlık kadar hiçliğin de kıyılarında dolaşmıştır. İnsan, tek boyutlu bir varlık değil, karmaşık dünyasıyla çok boyutlu bir varlıktır ve kendini bilinçli ya da bilinçsiz zıtlıklarla var eder. Bu noktada insan yaşamı da varlık ve hiçlik arasında gidip gelen uzun ve zor bir yoldur. Okumaya devam et “Hiçliğe Varoluşsal Bir Yaklaşım #2”

Nietzsche, Devlet ve Devrim

Nietzsche –iktisat kuramları ile ciddi bir şekilde ilgilenmemiş olsa da– eserlerini kapitalizmin belli bir yorumu üzerine kurgulamıştır. Aslında 1870’lerde kapitalist üretim biçimi, en ileri ulusal formasyonlarda, sanayi kapitalizmine damgasını vuran rekabetçi aşamayı geride bırakıyor ve finansal sermayenin egemen olduğu emperyalist aşamaya giriyordu. Ne var ki Almanya’da durum biraz farklıydı ve bu ülkede kapitalizm, gecikmiş bir sanayileşme hareketi olarak feodal ilişkileri tasfiye ediyor ve bu nedenle de hâlâ ilerici bir yön taşıyordu. Öte yandan, Nietzsche, Marx ve Engels’in daha Manifesto’yu kaleme alırken gözlemledikleri kapitalizmin özünde yatan “küreselleşme” potansiyelini de sezmiş ve bundan bazı olumlu sonuçlar da çıkarmıştı. Sanıyorum ki Marx ve Engels ile Nietzsche’nin bu konuda otuz yıl arayla yazdıklarını alt alta koyarak birlikte okumak, aralarındaki ortak ve farklı noktaları saptamak açısından aydınlatıcı bir başlangıç olabilir. Okumaya devam et “Nietzsche, Devlet ve Devrim”

Hiçliğe Varoluşsal Bir Yaklaşım #1

1.1. HİÇLİK KAVRAMI
Temelde “hiç olma durumu” olarak nitelendirilen hiçlik, daha çok varoluşsal bir sorunun habercisi durumundadır. Aynı zamanda yokluk, boşluk kavramlarıyla da kendini ifade eden hiçlik, ilkin daha çok “yokluk” kavramı çerçevesinde temellendirilir. Aslında yapılan tanımlara bakıldığında hiçlik ile yokluğun birbirlerinin yerine kullanılan kavramlar olduğu dikkati çeker. Okumaya devam et “Hiçliğe Varoluşsal Bir Yaklaşım #1”